Kuş ve Kuşçu Dünyası
ANASAYFA HABER ARA FOTO GALERİ VİDEOLAR ANKETLER SİTENE EKLE RSS KAYNAĞI İLETİŞİM

HABER ARA


Gelişmiş Arama

Reklam Alanı












booked.net

Dünden, Bugüne Üç Tarz-ı Siyaset!

Dünden, Bugüne Üç Tarz-ı Siyaset!

Tarih 27 Şubat 2020, 13:12 Editör Seçilmiş Yazar

"Yeri gelmişken, ekleme (antiparantez) yaparak Tanzimat’la ilgili bir hususun altını özellikle çizmeliyiz." diyen değerli dostumuz, ANTALYA Serik'ten tespitler de, bulunarak, şimdiki YENİ (New) Osmanlıcılara, (OSMANLI OĞLANLARINA) geçmiş hatırlatıp, tarihi tekerrür ettirrmemeleri hususunda, bu yazısıyla, bir STRATEJİK Anıdan, GÜNCEL uyarı çıkarmış, Buyrıun bakalım, YORUM-Aziz DOLU-Tarihi kişilik, Yusuf AKÇURA... Pha/S.paşa-TEKİRDAĞ/YerelHABERMerkezi-YORUM-Haber-KÜLTÜR-Politika/TÜRKİYE-DÜNYA

Dünden, Bugüne Üç Tarz-ı Siyaset!
"Yeri gelmişken, ekleme (antiparantez) yaparak Tanzimat’la ilgili bir hususun altını özellikle çizmeliyiz." diyen değerli dostumuz, ANTALYA Serik'ten tespitler de, bulunarak, şimdiki YENİ (New) Osmanlıcılara, (OSMANLI OĞLANLARINA) geçmiş hatırlatıp, tarihi tekerrür ettirrmemeleri hususunda, bu yazısıyla, bir STRATEJİK Anıdan, GÜNCEL uyarı çıkarmış, Buyrıun bakalım, YORUM-Aziz DOLU-Tarihi kişilik, Yusuf AKÇURA...

PHA'nın NOTU: Aziz DOLU ATABEY'i Okuyucularımız hatırlar, ancak; ilk bu yazısını okuyucaklar için önceki haber ve yazılarından bir kaç örnek sunalım yine de, bilmek isteyenlere de, fazlaca YÜK olmayalım:
"Dünden, Bugüne Üç Tarz-ı Siyaset!" yazısı, 2018 yılında kaleme alınmıştır, dikkatinize,

"AVŞAR'IZ!.." diyen Aziz DOLU ATABEY'in worpress tabanlı web sayfası paylaşımını paylaşırken,
şu yorumu da ekledik, kendisinden özür diler, saygılar sunarız: "Mehmet Portakal Değerli DOSTUM, Önceleri ÜLKÜCÜ, şimdi söylemleri ve uygulamalarına bakınca "TÜRKÜCÜ" bir çok,Bu gün İçin Yeni (NEW) Osmanlıcı (Osmanlı Oğlanı) takımının TURANCILIĞA evrildiği, bu günlerde, ATEİST-DEİTS olamayıp bu günler kalıp, sizin gibi araştırma yapıp, olkuyanlar, geçmişimizi tekrar ele alcaklardır, sağolun, varolun UYARILARINIZ için, bu paylaşımınızı,facemde paylaşırken, web sitelerimizde de, yayımlanacaktır, bilginize, Saygılar," bu yorum okunup, yanlış değerlendirme yapılmasın....
Herkes, "ektiğini, biçer" derken, ARPA tarlasına ekilen ARPA'dan başka hububat varsa, YABANDIR, araya karışmıştır, SEÇME (Selection) şansı varsa, EKİLENİ seçmedir... Bunu gözönüne almak şart olmuştur, ANLAYANA...
Bu arada amaç, geçmişi (tarihi) değerlendirip, bir muhasebe yapmaktır, biz nerede HATA YAPTIK, hepimizin Sorunu (Problemi) ortada duruken, boş ve yersi tartışmalara (Polemiklere)
girmeyelim, ÖRNEK olmak almak isterseniz, çevremiz de, büyüklerimize, Örneğin Hasan ERGE'ye, bakmanız yeter ve artar bile... (Rahmetli Mehmet Saim SEREZ gibi, şu anda aramızda olmayan-olamayan büyüklerimizi de, bu arada dua ile ANALIM yeter...)
İşte Aziz DOLU ATABEY'in İbret dolu YORUMU:
Yeri gelmişken, ekleme (antiparantez) yaparak Tanzimat’la ilgili bir hususun altını özellikle çizmeliyiz. O da şudur; aslında Osmanlı, Tanzimat’la, din devleti olma özelliğini bırakmak istemiştir. Ama bölgesel milliyetçilik akımları gayrimüslimleri alıp götürünce, İslâmcılık dolayısı ile din devleti olgusu geri gelmiştir.

Hilafet ve saltanatın ayrılması fikri II. Meşrutiyet yıllarında gündemi tekrar işgal etmeye başlamıştır. Kısacası (vel’hâsıl) din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılması fikri Cumhuriyet döneminde birden bire ortaya çıkmış bir mesele değildir. Yemen’de verilen büyük askerî kayıplar; Mısır’da, Mehmet Ali Paşa’nın sebep olduğu gaileler (bela, varta); Azerbaycan ve İran coğrafyasında birbiri ardına ortaya çıkan Türkmen hanedanlıklarıyla (devlet) yaşanan siyasî ve bir o kadar da iktisadî rekabet derken Şerif Hüseyin vb. serkeşlerin çıkardığı Arap isyanları diye giden sorunlar İslâmcılığın, özellikle de siyasal İslâmcılığın halk nazarında kabul görmemesinin başlıca nedenleri arasında sayılabilir. Ve tabi tespih taneleri gibi İstanbul Boğazı’nın iki yanında dizilen, İslâmcılara ait yalıların geniş ve yoksul halk kesimleri nazarında doğurduğu olumsuz çağrışımlar (imaj) da cabası!.. Günümüzdeki hal-i pürmelale ne kadar da çok benziyor değil mi?
Ünlü şarkiyatçı (oryantalist) Leon Cahun, Cengiz Han’ın, bütün Türkleri birleştirmek için Asya’yı bir uçtan diğer uca geçtiğini söyler. Adını, Oğuz Kağan’ın oğlu Deniz Han’dan alan Cengiz Han’ın Kök Tengri (Gök Tanrı) inancına bağlı olduğu bilinmektedir. Atalarının dinini, töresini yaşayan ve yaşatmaya çalışan bir hükümdardır. Dünyaca ünlü Cengiz Han yasalarından birinde “Herkes istediği dine bağlanabilir. Ama herkes bir (tek) Tengri’ye inanmakla yükümlüdür.” der. İslâmiyet’i seçen Türk boylarına soğuk davrandığı vakıadır. Ayrıca (keza) başka dinlere de aynı tavrı sergilemiştir. Bununla birlikte Doğu Türkistan ve Çin’de Budist Kıtayların (Khıtay/Hıtay) baskı ve zorlamalarına; ibadet ve giyinme yasaklarına maruz kalan Müslümanların, Cengiz Han ve oğlu Kubilay sayesinde barış ve huzur ortamına kavuştukları da unutulmamalıdır. Cengiz Han oğullarının üçüncü kuşakla (nesil) birlikte Müslüman oldukları; Doğu Türkistan’dan, Deşt-i Kıpçak’a kadar Moğol egemenliğindeki birçok bölgenin İslamlaştığı da hakeza. “İyi de yakıp-yıkmalara ne demeli?” diye bir soru aklınıza takılabilir.
Büyük Selçukluların devamı niteliğinde olan dahası tıpkı Selçuklu Sultanları gibi “bütün Müslümanların sultanı olma” iddiasını gütmüş olan Harzemşahların (Harezmşahlar) ülkesini yakıp yıkması ülkesinden giden bir kervana saldırılması, tüccarların katledilip mallarına el konulması üzerine, “katillerin cezalandırılması ve alıkonulan malların geri verilmesi isteğini (iade talebi) iletmeleri için gönderdiği elçilerin -üstelik de Harzemli (Harezm) yöneticilerin emri ile- öldürülmesi yüzündendir. Öncesinde de Harzemşahlar sultanı Muhammed’in, kuzeydeki Müslüman olmayan Kıpçak Türkleri üzerine cihat amaçlı düzenlediği sefer sırasında Cengiz Han’ın, büyük oğlu Cuci komutasında Merkitlerin üzerine saldığı ordu ile karşılaşması; Cuci’nin “Babamdan, sizinle savaşmak için emir almadım.” diyerek savaş istememesine rağmen Muhammed Şah’ın karşı tarafı kâfirlikle suçlayıp savaşta ısrar etmesini de hatırlatalım. Ki bu olayda Cengiz Han’ın, geçmişte obasına baskın verip; hanımını tutsak eden Merkitlerden intikam alma dışında bir amacının olmadığı da aşikârdır...
Bağdat’ın işgal edilip; Abbasî halifesinin öldürülmesi meselesine gelince…
Sözde İslâm halifesi Mustasım Billah’ın “Turanîlerin (Türkler) katli vaciptir.” gibisinden bir fetva vermesi üzerine -ki bu fetva ile Müslüman olmayan Türkleri kastettiğini farz etsek bile yine de yanlışlığı ortadadır- Bağdat’ı işgal eden Hülagu Han, Türk-Moğol ordusunu karşısında görünce verdiği fetvadan çark eden -sözde- halifeye dansöz giysisi giydirip, Bağdat sokaklarında dolaştırmış ve sonra da atlara çiğneterek öldürtmüştür.
Harzem ve Bağdat’ta meydana gelen iki olay yüzünden Cengiz Han’a ve haleflerine karşı sergilenen tutumun hakkaniyetten uzak olduğunu düşünüyoruz. Dahası babası Muhammed Şah’ın ölmesi üzerine tahta çıkan ve Moğollar karşısında tutunamayarak Hindistan’a kaçan oğul Celâleddin Harzemşah’ın Hindistan ve İran coğrafyasından devşirdiği ordu ile Doğu Anadolu’ya kadar geldiği ve burada hayatının hatasını yaparak Anadolu Selçuklu Devletiyle savaşa tutuştuğu, savaşı ve askerî gücünün büyük kısmını kaybettikten sonra çekildiği Hazar Denizi’nde Moğollar tarafından öldürüldüğü de unutulmamalıdır.
Cengiz Han’dan sonra, Türk Birliği için mücadele veren bir başka hükümdar Emir Timur’dur.
O ve oğlu Şahruh zamanında -Macar ovaları hariç- bütün Türk ülkeleri fiilen Timur Hanlığına bağlıdır. Timur Han’a tâbi olan; Timur’un ölümü üzerine tahta çıkan oğul Şahruh’a bağlılığını bildiren Osmanlı Devleti bile bu büyük birliğin bir parçasıdır...
Şahruh’un ölümü ile birlikte, tarihteki son Türk Birliği de nihayete ermiştir.
Timurlular döneminde Batı Türkistan’ın kültür ve medeniyet beşiği olduğunu, Çağatay Türkçesinin, edebiyatının büyük atılım yaptığını da göz ardı etmemek gerekmektedir. Hele de Türkçülere “belden aşağı vurma” gayesiyle Cengiz Han’ı ve Emir Timur’u öne sürmenin ne elle tutulacak ne de akılla, mantıkla açıklanacak bir yanı vardır.
Şimdi bir eklenti (antiparantez) daha yaparak, Türkçülerin sıkça muhatap kaldıkları ırkçılık suçlamasına değinelim.
Aslına bakarsanız İslâm’da ırk ayrımcılığı Araplar ile Acemler (Farisî) arasında baş gösteren ikilikle ortaya çıkmıştır. Arapların, Farisîlere karşı hissettikleri şüphecilik; Farisîlerin, Arapları “bedevî” diye küçümsemeleri bu ikilemin en temel nedeni (âmil, factor) olarak göze çarpar. Siyasî ayrımcılık ise Emevî ve Haşimî (Abbasî) hanedanlıkları arasında başlayan çekişme ile girmiştir Ortadoğu coğrafyasına ve Şiî-Sünnî ayrımı şeklinde evirilmek suretiyle de günümüze kadar gelmiştir. Bu noktada “Dolayısıyla dinler ancak ırklarla birleşerek, ırklara yardımcı ve hattâ hizmet edici olarak, siyasî ve içtimaî ehemmiyetlerini muhafaza edebiliyorlar.” diyen Yusuf Akçura Bey’in tespiti oldukça yerindedir. Zira Ortodoks Rusya, Protestan Almanya, Anglikan İngiltere, Katolik İtalya, Şiî İran, Selefî-Vahabî Suudî Arabistan ve Hanefî-Maturidî-Yesevî ağırlıklı bir Türk Dünyası Yusuf Akçura’yı haklı kılmaktadır.
Türkçülerin sıkça maruz kaldıkları bir diğer saldırgan tutum ise Osmanlı Hanedanlığı ile anlam bulan Türk Devletinin yıkılışına neden oldukları gibi insafsız ve hatta riyakârca suçlamadır. “Milliyetçiliğin, dinde yeri yoktur.”, “menfi milliyetçilik” gibi lâf ebelikleri (argüman) de cabası!.. Sırp Milliyetçiliğinin; Bulgar, Ermeni, Rum veya Grek (Helen?/Yunan?) milliyetçiliklerinin hatta ve hatta Arnavut ve Arap milliyetçiliklerinin, Devlet-i Âliyye (Osmanlı) bünyesinde sebep olduğu yıkıcı etkilerin suçunu, ceremesini Türk milliyetçilerinin omzuna yüklemek ne kadar hakkaniyetlidir? Ki hem Türk hem de Arnavut milliyetçisi olan Nihat Sami Banarlı; babası Arnavut, annesi Özbek Türklerinden olan “millî şair” unvanlı Mehmet Âkif Ersoy örnekleri de ortada iken!...
Sonuçta elde kalan son vatan toprakları üzerinde başlatılan ve başarıya ulaştırılan Kuva-yı Millîye Hareketi de sonuçta Türk milliyetçilerinin alın teri, el emeğidir.
Tam da bu noktada sözü, Sol/Sosyalist dünya görüşünden bir Türk aydınına; Attila İlhan’a bırakalım: “Şimdi pek çok insanın unuttuğu veya hatırlamak istemediği bir şey var; Kuva-yı Millîye’yi ve Müdafaa-i Hukuk’u örgütleyenler Türkçülerdir. Türkçü ne demektir? Türkçü, Batılı emperyalizme karşı ayağa kalkan ve ona karşı çıkan adam demektir. Türkçü, Türk kimliğini açığa çıkarıp, Batılının ona olan baskısına karşı koyan adam demektir. Türkçü, ülkesinin tam bağımsız ve özgür bir ülke olarak devam etmesini sağlayan adam demektir.”
Türkçülük ve onun öncesinde Turancılık fikri, Osmanlı ülkesine (Türkiye) dışarıdan gelen bir fikir akımıdır. Bırakın Finlandiya’yı, Macaristan’ı; Türkistan, Kırım, Azerbaycan gibi ülkelerdeki Turancılık fikirleri bile ülkemizdekinden çok daha öncelere dayanır.
Şemseddin Sami, Mehmet Emin Yurdakul, Ömer Seyfettin, Necip Asım, Veled Çelebi, Hasan Tahsin (Osman Nevres), Mehmet Ziya Gökalp, Peyami Safa gibi kalem erbabı şahsiyetler bu akımın ilk akla gelen öncülerindendir. Dönemin belli başlı gazetelerinden biri olan İkdam, Türkçülerin yayın organı olarak faaliyet göstermiştir. Turancılıkta olmamakla birlikte, Türkçülükte, -en azından bir dönem- Almanların etkisi yadsınamaz. Özellikle 30’lu-40’lı yıllarda Alman nasyonalizminden esinlenen (ilham alan) bir Türkçülükten söz edilebilir. Ama bu Türkçülük de kimilerinin iddia ettiği gibi dindışı (secular) bir mahiyette olmayıp; Osmanlı, Selçuklu, Karahanlı, Göktürk, Hun diye giden, birçoğu Türk-İslâm devleti karakteri taşıyan şanlı mâziye vurgu (atıf) yapar. Daha da iddialı bir tez ortaya sürerek, Türkçülüğün -bir dönem- Osmanlıcılık adına bir nevi payanda vazifesi gördüğünü de söyleyebiliriz. 1970’li-80’li yıllarda Ülkücülüğün, resmî ideolojinin taşeronluğunu yapması gibi!.. 12 Eylül mahkemelerinde söylenen “Biz hapiste, fikirlerimiz iktidarda!..” sözü, bu gerçekliği bütün çıplaklığı ile ortaya koymaktadır. Peki, ama ya o dönemde arz-ı endam eyleyen (Sözde) Devrimciler ne yapıyordu? -Bilerek veya bilmeyerek- Kızıl Ordu şövalyeliği tabi ki!. Haliyle Devrimcilerin Marks’ı, Lenin’i, Mao’yu bırakıp; -hiç olmazsa bundan sonra- Gâzi Mustafa Kemal Atatürk’ün yolundan gitmeleri, ülkenin esenliği (selamet) ve milletin kalıcılığı (beka) açısından daha yararlı olacaktır diye düşünüyoruz.
Cumhuriyetin ilk yıllarında Türkleşmek, Batılılaşmak (çağdaşlaşmak) ve anti-Osmanlıcılık hâkim kanaat olmuştur. 
Redd-i miras söz konusudur bir yerde.
Dahası bu ülkenin aydınları son bir asırdır Osmanlıcı, İslâmcı, Sosyalist, Batıcı (Liberalist) gibi yaftaları alınlarında taşıyıp durmuşlardır. Bugün bile millî meclise baktığınızda bu ahval ve şerait yani durum ve koşullar hâkimdir. Tabi bir de Kürt (Gurmanç) ayrılıkçıları…
Ama esasen onlar da öncesi İslâmcı, sonrası Batıcı olan Turgut Özal’ın meşhur gafı -affedersiniz- deyişi ile “üç-beş çapulcu”nun peşine takılmış birkaç serkeştir. Zira kimisi dinci (Gregoryen, Şafiîci vb.), kimisi Liberalist, kimisi Sosyalisttir. Dağda, “domuz çevirme” yapan dinsiz (ateist) zırtapozlar da cabası!..
Üç tarz-ı siyasetle alâkalı olarak teşbihler, teşhisler ve dahi tespitler ortaya koyan yazar-çizerlerden birisi de eski Ülkücü/yeni cemaatçi Ahmet Turan Alkan’dır.
Türkçülüğü “Bir balo salonuna sığdırılabilen burjuvazi” olarak tanımlar. “Osmanlıcılık değil, Osmanlılık” der. Osmanlı, “sevimli hayaletimiz”dir Alkan’a göre. Kendisine -kısmen de olsa- hak vermemek elde değildir. Neden derseniz bir Türk’ün, Türkçülük yapması; bir Müslümanın, İslâmcılık yapması kavram ve terim açısından belki de tuhaf kaçacak, tuhaf karşılanacak bir durumdur. Zira Türkçü değil, Türk; İslâmcı değil, Müslüman olmaktır asl’olan. “Yüzde yüz Türk olduğun gün cihan senindir.” derken Hüseyin Nihâl Atsız da bu gerçeği dile getirmiştir aslında. Ama bir “burjuvazi” ithamının da -kasıtlı olmasa bile- tamamen uydurma olduğunu ifade etmek zorundayız. Zira günümüzde hangi akımların sermaye ile içli dışlı olduğu; hangi akımların, kendi sermayesini oluşturduğu apaçık (ayan-beyan) ortadadır. TÜSİAD’la anlam bulan Batıcı/Liberaller ve dahi İslâmcı/dincilerin MÜSİAD, TUSKON gibi sermaye kümeleri (group) ile nasıl içli-dışlı olduklarını; buna karşılık (mukabil) Ülkücü/milliyetçilerle Devrimci/Sosyalistlerin, sermaye sınıfına mesafeli bir şekilde fikrî mücadeleye devam ettiklerini görmemek için kör olmak gerekir. Ülkedeki her bir cemaatin, tarikatın birer holdinge dönüştüğü de ortada iken üstelik!..
Aslına bakarsanız (haddizatında) 1940’lı yıllardan bu yana devlet yönetiminde etkili olan Batıcılık, Türk milletinin tüketici bir toplum olmasının yolunu açmıştır. İyi de üretim bilgisi, becerisi (kapasite) gelişmemiş bir toplum Kapitalist dünya düzeni karşısında onurunu (haysiyet), kişiliğini (şahsiyet) ve dahi bağımsızlığını (istiklâl) koruyabilir mi? Hayır!. Dahası tüketici toplum, sömürgeciliğin (imperialism) bir sonucu (tezahür) değilse; nedir? Kimilerinin ağzında geyik muhabbeti olmaktan öteye geç(e)meyen Batıcılık, Devrimcilik, İslâmcılık muhabbetlerini bir tarafa bırakıp; ivedilikle biraz da bu meseleye kafa yormak en akıl kârı iş olacaktır.
Özetle; her bir vatanseverin gütmesi gereken dava -feraset timsali Gâzi Mustafa Kemal Atatürk’ün de buyurduğu üzere- öğrenmek, çalışmak ve milletin geleceğini güven altına almak olmalıdır.
Aziz Dolu Atabey
Serik-3 Mayıs 2008
Ayrıntılarına BAK: https://azizdolu.wordpress.com/2018/08/21/dunden-bugune-uc-tarz-i-siyaset/?fbclid=IwAR3DFjuEoL-74aun3FLpE2pVd04sF1Wi-4TTqWxBkVjCN-CDbw0xa7KDNMg

Bu haber 94 defa okunmuştur.

Twitter  Facebook  Google  Delicious  FriendFeed  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit

Türkiye

YAŞLILARA SAYGI Haftasındayız!; KUTLU Olsun.!

YAŞLILARA SAYGI Haftasındayız!; KUTLU Olsun.! Türkiye İstatistik Kurumu Edirne Bölge Müdürlüğü İstatistikle Yaşlılar, 2019 bülteninden yararlanarak “İstatistikle...

TEK Trakya İLLERİ: Yapı İzin İstatistikleri, Ocak – Aralık, 2019

TEK Trakya İLLERİ: Yapı İzin İstatistikleri, Ocak – Aralık, 2019 TÜİK Edirne Bölge Müdürlüğünün, Özel Bilgilendirme Sistemi (ÖBS) verilerine göre; Ülkemizde, yapı ruhsatı verilen y...
Herkes MEMUR OLDU da? HABERİMİZ mi? Yok..!29 Mart 2020

ANKET

Evinizde Kuş Besliyormusunuz ?



Tüm Anketler



Şans Oyun Sonuçları

Dost Siteler




















sanalbasin.com üyesidir Toplist25
Twitter Facebook

comprar lovegra kamagra gel cialis generico viagra pfizer kamagra gel viagra generico cialis precio cialis sin receta viagra o cialis precio viagra viagra precio levitra uk cialis generic kamagra gel kamagra 100mg cheap cialis uk cheap levitra uk

Tüm hakları Portakal Haber Ajansına aittir kaynak belirtilmeden yazı ve görsellerin kullanılması yasaktır (c) 2013..2018 | Powered by SoykanSoft
RSS Kaynağı | Yazar Girişi | Yazarlık Başvurusu

Altyapı: MyDesign Haber Sistemi